Image Hosted by ImageShack.us


Aşkın tutanağıdır mavi sevdalar, suskunluğun karanlıkta parçalanmasıdır.

Ana Sayfa | Profilim | Arşiv | Arkadaşlarım


Piç Gibi

Tarih: 00:49, 6/2/2008

Ruhumu asınca kiraz dalına

Çıplak omuzlarımda göründü zona

Çıkarınca yüzümden gülüşümü

Hüznümden tanıdılar beni.

 

Tellere takılmış uçurtmalar da yok

Oyunlar bile çıldırmış olmalı

Körebeden kaçarken sığındığım saklambaç

Elma desem çık

armut desem bana ne diyor.

 

Piç gibi ortada kalan çocukluğum

Üç buçuk atan kör karanlıkta

Hem korkuyorum

Hem de ıslık çalıyorum sessizliğe.

                    

Yalnızlığın böylesi çok kötü

Anne bana baba alsana!

 

Mehmet Ali Güneş


Bir İklim de Annem İçin

Tarih: 22:58, 8/1/2008

                        

 

 

 "Anevrizmaya inat, sıkı tut ellerimi"

 

Bu iklim var ya anne

Her zaman üşüttü beni

Yeri geldi yaktı

Ve hep sensiz bıraktı…

 

Ben bedenimi kaplayan serinlikten nasibimi aldım

Denizin iklimlerine hayran oldum, hasret kaldım

Öylesine seyrettim…

 

Ve senin için bir iklim istedim anne!

 

Affet ama anne, yine öğüdünü tutamadım

Susma demiştin ya, çok uğraştım ağlayamadım.

Bırak da gideyim anne

Bırak da o iklimi getireyim sana

Sonra da o iklimden

Milyonlarca çiçek toplayayım sana…

 

Mavi Sevdalar


Yaram

Tarih: 23:17, 20/9/2007

 

Kaos duygusu aşkın demlenmiş çığlıkları

Vurgun yemiş gecelerim katline ferman arar

Sökerim yüreğimden sana dair ne varsa

Kan kokusu ellerimde paramparça giderim.

 

Mehmet Ali Güneş

 


ağlamak güzeldir

Tarih: 19:51, 27/1/2007

 

Yağmur tanesi olup

düşersem yanağına, giderken

usulca sil,

fazla yakma canımı

yanaklarındaki beni silerken.

 

Mehmet Ali Güneş


ve sen..

Tarih: 11:23, 24/12/2006

Ne zaman bir şeyleri bitirmiş olsan;
Avunursun,
Geri kalan her şeyinle.
Peki, düşünmez misin?
O biten bir şeyin,
Her şeyin olduğu gerçeğini


Kitap Tanıtımı

Tarih: 00:46, 6/8/2006

 

Güzel ablam, değerli dostum, hüzün paylaşıcım Reşide Sarıkavak'ın şiir denizinde sokak çocuklarıyla beraber kısa bir gezintiye çıkmaya ne dersiniz?


AFİLİ FAHİŞEM'E

Tarih: 19:33, 10/7/2006

 

Bilmem hangi saatindeyim zamanın

Belki bir gecedir sensizliğin şafağına gebe kalmış

Belki de gündüzün en kalleş görüntüsüdür

Her bir tarafa isyanımın

Baş gösteren ahı sarılmış

Çek çekebilirsen yüreğini

Kır kırabilirsen…

 

Varlığın içinde yokluğun o rezil tarafını yaşamak
Her adım atışımda yalnızlığın o ağır yükünü taşımak
Depremlerin en korkuncudur bedenimde
O an çöker gözlerinin o dağ yeşillikleri
Issız ve sessiz ovalara dönüşür
ve farkında olmadan bakışlarımda dans eder
Bırakılmışlığın solgun halleri…

 

Aşka âşık olmanın güzelliği solar bir anda

Sevinçler biter sevdalar batar

Hüznün makamında söylenir ayrılığın türküsü

Ya bir “gülpembe” olur Barış diliyle

Ya da bir kekilli havası eser en aykırı tarafından
“Ben böyle dünyaya tükürürüm” der

ve çeker gider o korkusuz haliyle…

 

Sevdaya sevdayı anlatmanın
Hiçbir önemi kalmaz artık
Yüreğe aşkı saklamanın da gereği yok
“Yalan karışmış sevdaya, kır kilidini beni azat et”

Diyen şarkıcının feryadına dönüşür her şey…


İşte sen! Böylesine bir sahtekârlığın

En soğuk olanını koydun ellerime

Gözlerime ve yüreğime

Umursamazlığınla yaktın o her şeye rağmen

Umursadığım, önemsediğim sevda şiirlerimi

Her satırını yangınlara dönüştürdün
Ateş olup tutuşturdun dizelerimi

Kimliğimdeki beni tanımaz oldum sayende

Kabına sığmaz eşkıyalar gibiyim sanki…

Ama sana inat!..

Tutsaklığın değil kendisi

Bütün harflerini sileceğim kitabından

O yalancı sevdanı vefasızlığına bırakacağım

Yeni umutlarım ve yeni sevdalarımla dolu
Bir dünya kuracağım kendime

İçinde özlediğin ve dilediğin her şey olacak

Aşk dersen aşk, okyanuslar kadar

Tutku dersen tutku, canıma kadar

Yalan yok, riya yok

ve öylesine bir dünya olacak ki bu

Sevmesini bilmeyene sevmeyi öğretecek kadar…

 

 

Acılar parkı Erkan'a teşekkürler


DÖRT MEVSİM RİZE

Tarih: 23:57, 15/6/2006

İLKBAHAR

 

Ben bu şehrin en çok ilkbaharını seviyorum. Kış aylarında koyu yeşil bir renge bürünen doğa baharın yaklaşmasıyla beraber yavaş yavaş açık yeşil bir renge bürünmeye başlar.  Kiraz, erik, dut ve karayemiş ağaçlarının bembeyaz çiçek açmasıyla birlikte yeşil ile beyazın doğadaki uyumu öylesine hoş bir görüntü sergiler ki hayran kalmamak mümkün değildir. Bunun yanı sıra yol kenarlarında ki ve bahçelerde ki mor menekşeler, papatyalar ve daha birçok çiçek türü bu eşsiz güzelliğe güzellik katar.  Rengârenk olur doğa, bir de bu renk çeşidi denizin mavisiyle bütünleşince cennetten hiçbir farkı kalmıyor.  Peki ya başını çevirip biraz yukarı tarafa bakınca gelinliğini giymiş karlı Kaçkar dağlarına ne demeli. Uzun lafın kısası, mavi deniz, beyaz Kaçkar dağları, ikisinin ortasında yemyeşil bir doğa, ilkbahar ve biz cennetin çocukları…

 

YAZ

 

Yaz aylarında şehrin nüfusu kış aylarına göre en az on misli artar. Çünkü Rize’nin tadına doyum olmayan zamanı gelmiştir artık. Güzel yaylaları ve şenlikleri ile yaz aylarında turist akınına uğramaktadır şehir. Gözün görebildiği her yer çay bahçeleriyle süslü olduğu için çayların filizlenmesiyle birlikte tüm doğa rengini açık yeşile çevirir. Ağaçlar da meyvelerini bizlere sunmaya başlamıştır artık. Haziran da kiraz ve erik, temmuz da armut, yenidünya, çilek, yaban mersini (likapa), böğürtlen (fuska), dut, ağustosta incir, üzüm, erik (ağustos eriği), ceviz, karayemiş vs…

Sabahları kuş sesiyle uyanmak, balkona çıkıp yeni güne merhaba demek, avluda üstü asmalarla kaplı ahşap bir kamelyada kahvaltı etmek, öğleden sonra sahile inip gördüğün ilk kayadan denize atlamak, akşama doğru oltayı alıp istavrit tutmak, gün boyu yaşadığın yorgunluğu balkonda deniz manzarasına ve yıldızlara karşı oturup demli bir çay içerek atmak, ilerleyen saatlerde kalem kâğıdı alıp Rize’nin şiirini yazmaya kalkmak ama bir türlü sonunu getirememek! …

 

SONBAHAR

 

Garip bir hüzün kaplar cennetin çocuklarını ve Rize’yi… Çünkü göç yine başlamıştır, öyle ya doğduğun yer değil doyduğun yerdir önemli olan. Bu hüzün ağır gelir doğaya ve başlar gözyaşını yağmurla üzerimize yağdırmaya. Ağaçlar da geri kalmaz, sararır, solar ve dökmeye başlar yapraklarını hüzünden. Gel de şair olma sonbaharda bu şehirde, gel de hüzün yazma…  Olsun biz yine birbirimizi teselli edelim, senin sonbaharın bile eşsiz bir güzelliğe sahiptir ey güzel şehir. Hadi gül biraz. Bak senin için ne demiş 1840 yılında Trabzon'dan bir yelkenli ile Rize'ye gelen Fransız Prof. Karl Koch: "Rize hakkında duyduğum her şey gerçekti. Kısmen içe girmiş kent dağ yarımayının ortasındaydı ve yukarıdan kıyıya doğru uzanıyordu. Muhteşem korular tüm yükseklikleri sarıyor, ama tek ton örtü oluşturmuyor, tam tersine taşıyıcı gibi değişik biçimlere giriyor, çok çeşitli, değişik biçimli ve değişik tonda yeşiller birbirinin yerini alıyordu.Yavaş yavaş çok zarif köylü evleri biçiminde insan evleri görünüyordu ve bununla güzel bir tablonun hiçbir eksiği kalmıyordu".

 

KIŞ

 

Nazlı kızımız düğün hazırlığına başlar Aralık ayında. Koyu yeşil elbisesinin üstüne gelinliğini giyerek dünyanın en güzel gelini olduğunu bir kere daha kanıtlar bizlere. Bir de siz görün evimin balkonundan çektiğim bu gelinin resmini, hak vereceksiniz bana.

 

 

Siz değerli dostlarımı burada ağırlamaktan onur duyarım. Mahallemizin, şehrimizin, evimizin ve gönüllerimizin kapıları gelmek isteyenlere sonuna kadar açıktır...

 

Mehmet Ali Güneş



{ Son Sayfa } { Sonraki Sayfa }