Piç Gibi
Tarih: , 6/2/2008
Ruhumu asınca kiraz dalına
Çıplak omuzlarımda göründü zona
Çıkarınca yüzümden gülüşümü
Hüznümden tanıdılar beni.
Tellere takılmış uçurtmalar da yok
Oyunlar bile çıldırmış olmalı
Körebeden kaçarken sığındığım saklambaç
Elma desem çık
armut desem bana ne diyor.
Piç gibi ortada kalan çocukluğum
Üç buçuk atan kör karanlıkta
Hem korkuyorum
Hem de ıslık çalıyorum sessizliğe.
Yalnızlığın böylesi çok kötü
Anne bana baba alsana!
Mehmet Ali Güneş
Bir İklim de Annem İçin
Tarih: , 8/1/2008
"Anevrizmaya inat, sıkı tut ellerimi"
Bu iklim var ya anne
Her zaman üşüttü beni
Yeri geldi yaktı
Ve hep sensiz bıraktı…
Ben bedenimi kaplayan serinlikten nasibimi aldım
Denizin iklimlerine hayran oldum, hasret kaldım
Öylesine seyrettim…
Ve senin için bir iklim istedim anne!
Affet ama anne, yine öğüdünü tutamadım
Susma demiştin ya, çok uğraştım ağlayamadım.
Bırak da gideyim anne
Bırak da o iklimi getireyim sana
Sonra da o iklimden
Milyonlarca çiçek toplayayım sana…
Mavi Sevdalar
Yaram
Tarih: , 20/9/2007

Kaos duygusu aşkın demlenmiş çığlıkları
Vurgun yemiş gecelerim katline ferman arar
Sökerim yüreğimden sana dair ne varsa
Kan kokusu ellerimde paramparça giderim.
Mehmet Ali Güneş
ağlamak güzeldir
Tarih: , 27/1/2007

Yağmur tanesi olup
düşersem yanağına, giderken
usulca sil,
fazla yakma canımı
yanaklarındaki beni silerken.
Mehmet Ali Güneş
ve sen..
Tarih: , 24/12/2006
Ne zaman bir şeyleri bitirmiş olsan; Avunursun, Geri kalan her şeyinle. Peki, düşünmez misin? O biten bir şeyin, Her şeyin olduğu gerçeğini
Kitap Tanıtımı
Tarih: , 6/8/2006

Güzel ablam, değerli dostum, hüzün paylaşıcım Reşide Sarıkavak'ın şiir denizinde sokak çocuklarıyla beraber kısa bir gezintiye çıkmaya ne dersiniz?
AFİLİ FAHİŞEM'E
Tarih: , 10/7/2006

Bilmem hangi saatindeyim zamanın
Belki bir gecedir sensizliğin şafağına gebe kalmış
Belki de gündüzün en kalleş görüntüsüdür
Her bir tarafa isyanımın
Baş gösteren ahı sarılmış
Çek çekebilirsen yüreğini
Kır kırabilirsen…
Varlığın içinde yokluğun o rezil tarafını yaşamak Her adım atışımda yalnızlığın o ağır yükünü taşımak Depremlerin en korkuncudur bedenimde O an çöker gözlerinin o dağ yeşillikleri Issız ve sessiz ovalara dönüşür ve farkında olmadan bakışlarımda dans eder Bırakılmışlığın solgun halleri…
Aşka âşık olmanın güzelliği solar bir anda
Sevinçler biter sevdalar batar
Hüznün makamında söylenir ayrılığın türküsü
Ya bir “gülpembe” olur Barış diliyle
Ya da bir kekilli havası eser en aykırı tarafından “Ben böyle dünyaya tükürürüm” der
ve çeker gider o korkusuz haliyle…
Sevdaya sevdayı anlatmanın Hiçbir önemi kalmaz artık Yüreğe aşkı saklamanın da gereği yok “Yalan karışmış sevdaya, kır kilidini beni azat et”
Diyen şarkıcının feryadına dönüşür her şey…
İşte sen! Böylesine bir sahtekârlığın
En soğuk olanını koydun ellerime
Gözlerime ve yüreğime
Umursamazlığınla yaktın o her şeye rağmen
Umursadığım, önemsediğim sevda şiirlerimi
Her satırını yangınlara dönüştürdün Ateş olup tutuşturdun dizelerimi
Kimliğimdeki beni tanımaz oldum sayende
Kabına sığmaz eşkıyalar gibiyim sanki…
Ama sana inat!..
Tutsaklığın değil kendisi
Bütün harflerini sileceğim kitabından
O yalancı sevdanı vefasızlığına bırakacağım
Yeni umutlarım ve yeni sevdalarımla dolu Bir dünya kuracağım kendime
İçinde özlediğin ve dilediğin her şey olacak
Aşk dersen aşk, okyanuslar kadar
Tutku dersen tutku, canıma kadar
Yalan yok, riya yok
ve öylesine bir dünya olacak ki bu
Sevmesini bilmeyene sevmeyi öğretecek kadar…
Acılar parkı Erkan'a teşekkürler
DÖRT MEVSİM RİZE
Tarih: , 15/6/2006
İLKBAHAR
Ben bu şehrin en çok ilkbaharını seviyorum. Kış aylarında koyu yeşil bir renge bürünen doğa baharın yaklaşmasıyla beraber yavaş yavaş açık yeşil bir renge bürünmeye başlar. Kiraz, erik, dut ve karayemiş ağaçlarının bembeyaz çiçek açmasıyla birlikte yeşil ile beyazın doğadaki uyumu öylesine hoş bir görüntü sergiler ki hayran kalmamak mümkün değildir. Bunun yanı sıra yol kenarlarında ki ve bahçelerde ki mor menekşeler, papatyalar ve daha birçok çiçek türü bu eşsiz güzelliğe güzellik katar. Rengârenk olur doğa, bir de bu renk çeşidi denizin mavisiyle bütünleşince cennetten hiçbir farkı kalmıyor. Peki ya başını çevirip biraz yukarı tarafa bakınca gelinliğini giymiş karlı Kaçkar dağlarına ne demeli. Uzun lafın kısası, mavi deniz, beyaz Kaçkar dağları, ikisinin ortasında yemyeşil bir doğa, ilkbahar ve biz cennetin çocukları…

YAZ
Yaz aylarında şehrin nüfusu kış aylarına göre en az on misli artar. Çünkü Rize’nin tadına doyum olmayan zamanı gelmiştir artık. Güzel yaylaları ve şenlikleri ile yaz aylarında turist akınına uğramaktadır şehir. Gözün görebildiği her yer çay bahçeleriyle süslü olduğu için çayların filizlenmesiyle birlikte tüm doğa rengini açık yeşile çevirir. Ağaçlar da meyvelerini bizlere sunmaya başlamıştır artık. Haziran da kiraz ve erik, temmuz da armut, yenidünya, çilek, yaban mersini (likapa), böğürtlen (fuska), dut, ağustosta incir, üzüm, erik (ağustos eriği), ceviz, karayemiş vs…
Sabahları kuş sesiyle uyanmak, balkona çıkıp yeni güne merhaba demek, avluda üstü asmalarla kaplı ahşap bir kamelyada kahvaltı etmek, öğleden sonra sahile inip gördüğün ilk kayadan denize atlamak, akşama doğru oltayı alıp istavrit tutmak, gün boyu yaşadığın yorgunluğu balkonda deniz manzarasına ve yıldızlara karşı oturup demli bir çay içerek atmak, ilerleyen saatlerde kalem kâğıdı alıp Rize’nin şiirini yazmaya kalkmak ama bir türlü sonunu getirememek! …

SONBAHAR
Garip bir hüzün kaplar cennetin çocuklarını ve Rize’yi… Çünkü göç yine başlamıştır, öyle ya doğduğun yer değil doyduğun yerdir önemli olan. Bu hüzün ağır gelir doğaya ve başlar gözyaşını yağmurla üzerimize yağdırmaya. Ağaçlar da geri kalmaz, sararır, solar ve dökmeye başlar yapraklarını hüzünden. Gel de şair olma sonbaharda bu şehirde, gel de hüzün yazma… Olsun biz yine birbirimizi teselli edelim, senin sonbaharın bile eşsiz bir güzelliğe sahiptir ey güzel şehir. Hadi gül biraz. Bak senin için ne demiş 1840 yılında Trabzon'dan bir yelkenli ile Rize'ye gelen Fransız Prof. Karl Koch: "Rize hakkında duyduğum her şey gerçekti. Kısmen içe girmiş kent dağ yarımayının ortasındaydı ve yukarıdan kıyıya doğru uzanıyordu. Muhteşem korular tüm yükseklikleri sarıyor, ama tek ton örtü oluşturmuyor, tam tersine taşıyıcı gibi değişik biçimlere giriyor, çok çeşitli, değişik biçimli ve değişik tonda yeşiller birbirinin yerini alıyordu.Yavaş yavaş çok zarif köylü evleri biçiminde insan evleri görünüyordu ve bununla güzel bir tablonun hiçbir eksiği kalmıyordu".

KIŞ
Nazlı kızımız düğün hazırlığına başlar Aralık ayında. Koyu yeşil elbisesinin üstüne gelinliğini giyerek dünyanın en güzel gelini olduğunu bir kere daha kanıtlar bizlere. Bir de siz görün evimin balkonundan çektiğim bu gelinin resmini, hak vereceksiniz bana.


Siz değerli dostlarımı burada ağırlamaktan onur duyarım. Mahallemizin, şehrimizin, evimizin ve gönüllerimizin kapıları gelmek isteyenlere sonuna kadar açıktır...
Mehmet Ali Güneş
{ Son Sayfa } { Sonraki Sayfa }
|